Samanyolu’nun kalbi daha önce hiç olmadığı kadar gün yüzüne çıkarıldı. Dev bir görüntü, merkezdeki kara deliğin etrafında gaz ve tozların muhteşem bir karmaşasını ortaya koyuyor. Sonuç, astronomların şimdiye kadar gözlemlediği her şeyi aşıyor.

Galaksimizin merkezi, gözlemlemesi en karmaşık bölgelerden biri olmaya devam ediyor. Dünya'dan 26.000 ışık yılı uzaklıkta, karmaşık bir çevreyle çevrili süper kütleli bir kara delik olan Sagittarius A* bulunuyor. Yoğun bulutlar, güçlü manyetik alanlar ve şok dalgaları burada iç içe geçmiş durumda. Son aylarda, James Webb teleskobu, bu bölgede özellikle aktif yıldız oluşum alanlarını vurguladı. Daha yakın zamanda, saniyede 122 kez dönen bir pulsar burada tespit edildi.

Bu ilerlemelere rağmen, bu bölgenin büyük bir kısmı gözlerimize görünmez durumda. Görünür ışık, kalın toz bulutları tarafından engelleniyor. Bu örtüyü delmek için astronomlar, bu engelleri aşabilen radyo dalgalarını kullanıyor. Bu bağlamda, samanyolu’nun merkezindeki soğuk gazın tam yapısını ortaya koyan yeni bir haritalama gerçekleştirildi.

ALMA Ağı, Samanyolu’nun Kalbinde 650 Işık Yılı Gazı İlk Kez Haritalıyor

Şili’nin Atacama çölünde bulunan ALMA radyo teleskopları ağı, bu bölgenin şimdiye kadar elde edilen en geniş görüntüsünü üretti. Yaklaşık 650 ışık yılı genişliğindeki Merkezi Moleküler Bölge, en ince detaylarıyla gözlemlendi. Bu alan, yıldızların doğumu için gerekli olan yoğun ve soğuk gazların büyük miktarlarını barındırıyor. ESO’ya göre, bu gözlemevinin gerçekleştirdiği en büyük mozaik olarak kaydedildi.

Son görüntü, birçok farklı gözlemin bir araya getirilmesiyle oluştu. Karmaşık bir filament ve dalgalı yapı ağı ortaya koyuyor. Bu filamentler bazen kendi yer çekimlerinin etkisiyle çökerek, büyük yıldızların doğmasına olanak tanıyan kümeler oluşturuyor. Buradaki koşullar, galaksinin kenar bölgelerine göre çok daha aşırı. Sıcaklıklar, yoğunluklar ve gaz hareketleri alışılmadık seviyelere ulaşıyor. Bu bölgeyi incelemek, süper kütleli bir kara deliğin yakınında yıldızların nasıl doğup öldüğünü daha iyi anlamamıza yardımcı oluyor. Araştırmacılar ayrıca bu ortamın, evrenin ilkel dönemlerinde genç galaksilerin ortamına benzediğini düşünüyorlar, o zamanlar yıldız oluşumu daha yoğun ve kaotik bir şekilde gerçekleşiyordu.